Kürdlerin ulusal potansiyelini Kemalizm potasında eritmeyi amaçlayan


HDK’nin oynadığı “antiamerikancılık” oyununu 1. Dünya savaşında M. Kemal oynamıştı. Şeyh Mahmut Berzenci liderliğinde Kürdlerin İngilizlere karşı savaşmasında Türklerin “din kardeşliği” teşviki ve propagandasının barındırdığı art niyeti bugünden bakarak daha kolay görebiliyoruz. Kürdler “din kardeşliği” adına İngilizlerle savaşırken İttihatçı artıklar Almanya’dan yönlerini İngiltere’ye çevirmiş ve emperyalistlerin / İngiltere’nin himayesinde yapay bir devlet kurmak için yoğun mesai harcıyorlardı. Yakın zamanda ortaya çıkan belgelerde, 1920’de Enver Paşa’nın İngiltere istihbaratı ile üç ayrı gizli görüşme yaptığını ortaya çıkardı.

Kürdlerin ulusal potansiyelini Kemalizm potasında eritmeyi amaçlayan ve direkt Genelkurmay ile Kemalist ideologların (Mihri Belli, Yalçın Küçük, Doğu Perinçek v.s.) düşüncelerinin programlaştırılması olan HDK, Öcalan’ın Avukat görüşmeleriyle dışarıya verdiği talimatlarla somutlaştı/kuruldu.

Bu yalın gerçekliğe dair kuşkusu olanlar, son beş yılın ‘İmralı Notlarına’ bakarak kuşkularını giderebilirler…

HDK kuruluş amacına uygun olarak siyaset sahnesinde yerini almaya ve Kürdler adına konuşmaya başladı.

HDK’nın eylemlerine/açıklamalarına bakıldığında kuruluş amacına uygun davrandığı rahatlıkla görülebilir.

BDP içinde yer alıp hâlâ (az da olsa) Kürdi duyarlılığını koruyan insanlar yavaş yavaş sahne gerisine çektirilirken, Ertuğrul Kürkçü, Levend Tüzel, Sabahat Tuncel gibi “Sol Kemalistler” ön plana çıkarılmaya başlandı.

HDK’nın bir ‘devlet projesi’ olduğu noktasında tereddüt yaşayanlar, pratiğe bakarak da sağlıklı bir yargıya varabilirler.

HDK’nın eylem ve söylemlerinde en çok kullandığı “halkların kardeşliği” adına yapılan bazı etkinliklerine bakmak, oynanan çirkin oyunu görmek için yeterlidir.

HDK bileşenleri ile HDK’nın yedekleneceği CHP heyetinin Suriye ziyareti ve Esad ile dayanışması hâlâ hafızalardadır.

Bir yıl önce “Hatay mitingi” ile bir kez daha Esadçı/Baasçı yüzünü gösteren HDK bileşenleri, daha önce de “halkların kardeşliği” adına Saddamcı yüzlerini açıkça göstermişlerdi.

Yakın zamanda Türkiye’yi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’a karşı gösteri yapan HDK, Kürdleri nasıl ulusal amacından uzaklaştırmaya çalıştığını somut olarak bir kez daha gösterdi.

HDK’nın gösterisinde neyin amaçlandığını doğru okumak için tarihsel arka plana ve mevcut realiteye kısaca göz atmakta yarar vardır…

Birinci dünya savaşından sonra birçok halk devletleşirken bazı halkların devletleşmesine uluslararası güçler olanak vermedi. Masa başında çizilen haritalarla Ortadoğu paylaşılırken, Büyük güçlerin hizmetinde olacak şekilde birçok yapay devlet oluşturuldu. Bu yapay ve yerel sömürgeci devletlere, emperyalizm hizmetkârlığının karşılığında bazı ganimetler hediye edildi. Bu ganimetlerden biri ve en büyüğü ise Kürdistan’dı.

Emperyalist devletlerin oluşturduğu statüko neredeyse bir asır sürdü ve bu statükonun bekçiliğini yerel sömürgeci devletler yaparken en büyük felaketleri de Kürdler/Kürdistanlılar yaşadı.

Dünyada değişen koşullar statükonun (kısmen de olsa) değişmesini gerektiriyordu ve bizzat statükoyu kuran büyük devletlerin öncülüğünde “değişim” için düğmeye basıldı.

Statükonun devamını isteyenler statükodan beslenen işgalci, yerel sömürgeci devletlerdi kuşkusuz. Statükodan rahatsız olanlar ise devletleşme hakkı gasp edilen ve katliamlara, soykırımlara uğrayan halklardı; Kürdler gibi…

Bu nedenle amaç ne olursa olsun statükonun değişmesi Kürdler için yeni bir umut barındırıyordu ve çıkarları değişimden yana olmakla örtüşüyordu.

Kürdler, değişimden yana olmanın ilk meyvelerini Irak’taki statükonun yıkılmasında topladılar ve sabırsızlıkla, umutla bu değişimin diğer işgalci devletlere sıçramasını beklediler/bekliyorlar.

Bazen “derin” analizlere girmeden de, doğru ve yanlışı anlamak olanaklıdır. Doğru sorular sorarak ve dolaysız, açık, samimi cevaplar vererek Kürdlerin lehine/aleyhine olacak durumları görmek zor değildir.

Kim hangi amaçla yaparsa yapsın, Kürdistan’ı da kapsayan Ortadoğu’da mevcut durumun değişmesi Kürdler için bir umut barındırıyor mu?

Değişimin başını çeken Amerika değil mi?

Kürdlerin Amerika ile savaşacak/baş edecek gücü var mı?

Kürdlerin Amerika karşıtlığı hem anlamsız hem de olası (sınırlı da olsa) kazanımları baltalamak olmaz mı?

Kürdler adına politika yapanların “anti Amerikancılık” oyununda yer alması Kürdlerin aleyhine değil mi?

Kürdlerin baş çelişkisi sömürgecilik değil mi?

Arkasında kim olursa olsun Kürdistan’ı halen işgal altında tutanlar yerel sömürgeci devletler değil mi?

Sömürgeci devletleri es geçip Amerika’ya yönelmek, Donkişotluk yapıp yel değirmenlerine saldırmaktan bir farkı var mıdır?

Bu genel doğrular ışığında HDK gösterisine bakıldığında, PKK/BDP’nin neye, kime hizmet ettiğini daha net görülebilir..

“HDK Clinton’un gelişini protesto etti” başlığıyla verilen haberlerde, ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un İstanbul’a gelişinin bir yürüyüşle protesto edildiği yazılıyor.

Yürüyüşte, . “Hilary Clinton Ortadoğu’dan defol” pankartı açılmış ve “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi”, “Susma haykır halklar kardeştir”, “Savaşa son barış hemen şimdi” sloganları atılmış.

Yıllardır tanık olduğumuz bu tür gösterilerde taşınan pankart ve atılan sloganlara aşinayız. Kemalist/devletçi Türk Solu’nun hiçbir zaman “kahrolsun TC sömürgeciliği” demediği/diyemediği ve TC’nin katliamcı, işgalci özünü gizlediği bu tür gösterilerde tek hedef Amerika’dır.

Söz konusu gösteride “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi” ile birlikte “kahrolsun TC sömürgeciliği” sloganı atılsaydı; “Susma haykır halklar kardeştir” sloganı yanında “ kardeş halklar eşit olmalıdır; ya hepsinin devleti olmalı ya da hiçbirinin” sloganı da atılmış olsaydı; . “Hilary Clinton Ortadoğu’dan defol” sloganı yanında “işgalci TC Kürdistan’dan defol” sloganı da atılmış olsaydı hiçbir eleştiride bulunma ve gösteriyi düzenleyenlerin samimiyetini sorgulama hakkımız olmazdı.

Ama TC’nin işgalciliğine meşruiyet kazandırmayı amaçlayan bu tür “anti Amerikancılık” şovlarının tek amacı, Kürdleri Ulusal Sorun’dan uzaklaştırmak olduğu için hem politik, hem insani hem de ahlaki açıdan sorgulama ve hesap sorma hakkımız vardır.

Bu gösteriyi düzenleyen HDK (HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ), yıllardır İmralı’da “devlet-Öcalan”ortak yapımı olarak tasarlanan ve BDP vasıtasıyla Kürdleri yönetmeyi, yanlış yönlendirmeyi amaçlayan meşhur “Çatı Partisi’nin kendisidir.

Taban Kürd ama yönetenler Devletçi/Kemalist olunca verilen mücadele, ödenen bedeller ve Kürdistan’da yaşanan tahribatlar dışında hiçbir getirisi olmayan bir politik yapı ile karşı karşıyayız. Böyle bir yapının devletten bağımsız olduğunu düşünmek için saf olmak gerekiyor.

HDK’nin oynadığı “anti amerikancılık” oyununu 1. Dünya savaşında M. Kemal oynamıştı.

Şeyh Mahmut Berzenci liderliğinde Kürdlerin İngilizlere karşı savaşmasında Türklerin “din kardeşliği” teşviki ve propagandasının barındırdığı art niyeti bugünden bakarak daha kolay görebiliyoruz.

Kürdler “din kardeşliği” adına İngilizlerle savaşırken İttihatçı artıklar Almanya’dan yönlerini İngiltere’ye çevirmiş ve emperyalistlerin/İngiltere’nin himayesinde yapay bir devlet kurmak için yoğun mesai harcıyorlardı. Yakın zamanda ortaya çıkan belgelerde, 1920’de Enver Paşa’nın İngiltere istihbaratı ile üç ayrı gizli görüşme yaptığını ortaya çıkardı.

Bu görüşmelerde Enver Paşa, M. Kemal adına da güvence vererek ‘kurulmasına izin verilecek bir Türk devletinin’ İngiliz çıkarlarının bekçiliğini yapacağını taahhüt etmişti.

 “Antiemperyalist” kurtuluş mücadelesi yalanını hâlâ dillerinden düşürmeyen Kemalistler, ‘emperyalistlere bir tek kurşun sıkmadıkları ve emperyalistlerden de bir tek kurşun yemedikleri gerçeğine rağmen’ bu mücadeleyi(!) başarıya ulaştırdıklarını söyleyebilecek kadar tarihi gerçekleri çarpıtabiliyorlar.

Türklerin “antiemperyalist” kurtuluş savaşında hiç bir çatışma yaşanmazken, İngiliz uçakları Kürdleri bomba yağmuruna tutuyordu. Bu gerçekliğe rağmen TC/Kemalistler “antiemperyalist”, Kürdler ise emperyalizmin işbirlikçileri olarak anılabiliyor hâlâ.

92 Yıl önce Enver ve Kemal’in yaptığını bugün Ertuğrul Kürkçü, Levend Tüzel ve diğer HDK yöneticileri yapmaktadır. HDK, Kürdleri, “halkların kardeşliği” adına “antiemperyalizm” oyununa çekmeye çalışırken, kendileri ABD başta olmak üzere tüm emperyalist ülkelerle ilişki geliştirmeye çalışıyorlar. Yakın zamanda BDP heyetinin Amerika ziyareti ve “bizi muhatap alın” ısrarı bunun en somut örneğidir.

İttihat Terakki – Abdülhamit çelişkisini bu güne taşıyıp HDK -Tayyip karşıtlığına indirgeyenler, sistemin kendisiyle bir hesaplaşma içinde değildir; aksine sistemi/devleti kurtarma çabası/çırpınışı içerisindedirler.

Bilindiği gibi İttihat-Terraki de ‘devleti nasıl kurtarırız’ arayışını temel çıkış noktası yapmıştı.

HDK ile İttihatçılar arasında dikkat çekici ortak noktalardan biri de, “Osmanlılık” ve “Türkiyelilik”vurgularıyla milliyetçiliği aşan(!) ve tüm halkları birlikte kurtarmayı taahhüt eden söylemleridir.

HDK bileşenlerine bakıldığında (Türk, Laz, Ermeni Kürd, Çerkez, Arap v.s.) çoğulcu, demokratik ve “tüm halkları temsil eden” bir anlayış varmış gibi bir yanılsama yaşanabiliyor. Bu göstermelik çoğulculuğun aynısının İttihat-Tarakki de de olması bu ortaklığın tesadüf olmadığını ve halk(lar)ı kandırmaya yönelik olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Bilindiği gibi İttihat-Terakki’nin hem kuruluşunda hem de ilk dönemlerinde Kürdler, Ermeniler başta olmak üzere ‘Türk olmayanlar’ oldukça aktifti. Zamanla sadece Türk ve Sünni (Hanefi) İslam dışında kalanların hepsi tasfiye edilmekle kalmadılar, temsil ettikleri ve “özgürleştirmeyi” amaçladıkları halklar da soykırıma, katliama ve sürgüne tabi tutuldu…

Kürdlerin baş çelişkisini unutturmaya yönelik “anti Amerikancılık” oyununda piyon olmayı ve işgalci TC’nin taşeronu olmayı ret etmek ne ‘Amerika seviciliğidir’ ne de Emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmektir. Bu tutum doğal bir hakkın(devletleşmenin) realiteye uygun bir biçimde savunulmasıdır sadece.

Tarih, işgalci, faşist devletlerin (Türk, Arap, Fars işgal devletleri gibi) insanlık dışı uygulamalarını görmezden gelip “antiemperyalist” olmanın gereklerini yerine getiren bir anlayışa tanıklık etmemiştir. Ama tarih, “antiemperyalistlik”, “halkların kardeşliği”, “özgürlük” gibi söylemlerle yola çıkıp halklara katliam/soykırım yapan faşistlere tanıklık etmiştir. Bunun en somut örneği ise, İttihat Terakki ve devamı olan Kemalist anlayıştır…

Teşkilatı Mahsusa üyesi İttihatçı bir yüzbaşının Kürdistan’da (Diyarbakır 1920) milletvekili seçilmesi ve daha sonra Koçgiri Katliamı’nda başrol oynaması tek başına çok şey ifade etmese de, 92 yıl sonra bu adamın torununun Kürdlerin oyuyla meclise taşınması ve HDK yöneticisi yapılması tesadüf olamaz.

İttihatçılar “kardeşlik” yalanıyla Lozan’ı hayata geçirerek 89 yıl Kürdlerin ulusal uyanışını/ulusal hakları elde etmesini engelledi; HDK ile yapılmak istenen de 2. Lozan’ı hayata geçirerek 50-100 yıl daha Kürdleri oyalamaktır.

Ertuğrul Kürkçü’nün dedesi İttihatçı Yüzbaşı Kadri Ahmet’in 92 yıl önce oynadığı rolün aynısını Ertuğrul Kürkçü bugün oynayabiliyorsa, bunun sorumlusu sadece Öcalan ve PKK/BDP yönetimindeki Kemalistler değildir!

Esas sorumlular, bu tarihsel gerçekliği/örtüşmeyi görmeyen tarih yoksunu Kürd araştırmacı, yazar ve tarihçiler ile bu gerçekliği bildiği halde dillendirme cesareti gösteremeyen Kürd politik çevreleridir,

Bize e-mail ile bu yazıyı yollayan sevgili dostum

Kendal zilan”a, Teşekür ederim

                                       

                    Kurdistan Communist Party

                                                   

                                             Kürdistan Komunist Partisi

                                                   Genel Haber Yayin   Editörü

                                                        Kendal zilan