Aşiretleri birbirleriyle kavgalı hale getirme Osmanlı politikasıdır


O, bir ordu mensubuydu. Kürdistan’daki savaşta kendisine verilen görev insanlığa karşık suç işlemekti. O, şimdi Avrupa’da savaş magduru rolünde. Savaş suçlusuyken, bundan dolayı yarğılanması gerekirken  sevgi, dayanışma, yardım dilencisi konumunda. Kendisine sevgi ve saygıyla bakacak gözler arıyor. Bulması mümkün değil. Görüntüsü ürperti yaratıyor. Titreyen ellerine doğru uzanacak sıcak avuçlar bekliyor. Bulamıyor. Parmaklar itici. Ölüm soğukluğu fışkırıyor.
İnsanlar soru işaretleriyle kendisine bakıyorlar ve güvenmiyorlar. « Çift kişilikli yalancı. Vermesini bilmeyen, hep yararlanmaya, almaya çalışan tuhaf yüzlü. Sürekli yalan konuşan, bir söylediği bir diğerini tutmayan, ne olduğu belli olmayan, yagcı, işini başkalarına yaptırmaya çalışan alkol tutsağı. » diyorlar.
O, her anı suçluluk duygusu içinde yaşayan bir insan. Suçlarını kendisi ve kendisini yönetenler, kendisine emir verenler biliyorlar. Kendisi Kürdistan’da suç işlemiş bir subay olarak, deşifre olmuş bir insan olarak Türkiye de yaşayamazdı. Türkiye Cumhuriyeti binlerce köy ve mezrayı havadan bombalama suretiyle, yerden de top atışları ve bizzat tutuşturarak yaktı. Kürdistanı insansızlaştırma, göçertme, sürme projesi oluşturulmuştu. Oluşturulan, görevlendirilen ekipler kürd işbirlikçilerde bulmuşlardı. İnsanlarımızın milyonlarca dolarını alıp, onları mal gibi gemilere istifleyip, deniz yolculuklarına sürüklediler, sürdüler. Subay-astsubaylardan oluşan insan ticareti ekibleri derin devlete sermaye oluşturuyorlardı. Bu paralar savaşta kürtlere karşı kullanılıyorlardı. Bu subay da bir geminin kaptanlığını yapmıştı. Deniz sularına girdiği bir  avrupa ülkesinde yakalanıp, hapse atılmıştı.
O, sonunun Hayati Bilgin gibi olma korkusunu her an yaşayan korku dolu bir pilot olmasına rağmen Kürdistan’daki duruşu, görüntüsü ve avrupa sokaklarındaki görüntüsü çok farklıydı. Orada  kahraman bir subayken, avrupa da insanlar tarafından dışlanmanın, kabul görmemenin acısını yaşıyordu. Yer, insanlar çok farklıydılar. Siyasal, sosyal, ekonomik kültüre göre bir ülke de kahraman olan, bir diğerinde « Senhey suçlu ayağa kalk. » muamelesi görebiliyor, görüyor. Kahraman ünvanlı işkenceciler, ölüm tarlalarının pilotları, ülke değiştirmek zorunda kaldıklarında kendilerini mağdur olarak sunmaya çalışıyorlar.
O, çok karmaşık bir kişilik. Maşa haline getirilip kullanılan biri. Konuşurken hep bir şahit görüntüsü oluşturdu. Yani kendisi yıkım, yok etme, kaybetme ekibine dahil değilmiş imajı, hissi yaratma çabası gösterdi. Eylemde ve duyguda şahitti ! Son derece uyanık bir ordu mensubu, pilottu. Kürdistan adlı sahnede oyuncu değilde, seyirciymiş rolünü oynadı. Yemek yerken bir an da boş bulunarak « Benim yaptığım görevi kardeşlerim dahi bilmiyorlardı. » dedi.
Konuşmak istemediğinde konuyu değiştirmek için sözü hemen kadınlara getiriyordu. Beraber olduğunu belirttiği ( !) kadınlardan bahsederdi. Türkiye’de şekillenen, ordu da eğitilen, görev yapan biri için kadın bir objedir, maldır. Sexüel araçtır. Değeri yoktur.
Helikopter pilotunun kendi hislerine göre de kendisi erkek değildi. Ordu tarafından kadınlaştırılmıştı. Psikolojik olarak alttaydı. Üste çıkması, aradığı yere ulaşabilmesi için de hep karşı cinsten, kadından bahsetti. Kadına, kadın cinsine basıp yeniden erkekleşmek, erkek olarak olması gereken yere ulaşmak istiyordu.
Sürekli kadından bahsetmesi, bir erkek olarakta iktidarsız olduğunun da göstergesi değil miydi ? Hislerini, sorununu bilmeden dışa vurmuyor muydu ? Kadınlar tarafından ilgi çeken, aranılan bir erkek olduğu izlenimi oluşturmaya çalışırken, savaş alanında ordu mensubu olmasından dolayı sahip olduğu sorunu da bilinçsizce dışa vuruyordu.
Bir ara büyük bir şehirde jigololuk yaptığını söylediğinde şaşırdım. Nedenlerini sordum. Kendisine göre sıraladı. İnanmadım. Karşımda oturan suçlu şizofreniye doğrumu gidiyor. Cinsellik saplantısı sinyalimi ? Düşüncesine daldım. O, çirkef şeyleri, kötü geçmişi hatırlamamak, bahsetmemek için sözü kadınlara doğru yönlendiriyordu.
Ağlamak ! Onda bir alet. Aynen kadın gibi. İçki, kadın, eşya kırma, saldırganlık, küfürlü konuşma, sofrasına oturduğu yemeğini yediği insanların arkasında aşağılayıcı cümlelerle değerlendirmeler yapma, kendisindeki ahlaki çöküntünün sinyalleriydiler. Yalnız kalamıyordu. Ama arkalarından konuştuğu, hakaret ettiği insanlarla da görüşmeye devam ediyordu.
Kendisini içinde bulunduğu azap çemberinden kurtarmanın tek yolu ise Lahey Adalet divanına başvurup kendisini savaş suçlusu olarak ilan etmesidir. Bütün suçlarını, birlikte görev yaptığı kişilerin kimliklerini, suçlarını açıklamasıdır. Ancak bu gelişme kendisine yardım edebilir.
Konuştukça rahatlayacak, korkularından kurtulacak. Suçluluk yükünü çekemez duruma gelen bedeni yükten kurtulacak, kendisine eziyet etmeye son verecek. O. bir kez yargılanır, cezalandırılır. Yaşam boyunca, ceza çekmeye mahküm olmaktan kurtulur. Kendisine psikolojik destek verilir, tedavi edilir. İntihar girişimleri son bulur. Geceleri çığlıklarla uyanmaz. Kendisini insanlara kabul ettirme, güven sağlama çabaları son bulur.
Şimdi korkuları vucudunu sarmalamış ve aynen ekşiyen, şişen, kokan bir yemek gibi midesini, bağırsaklarını şişirip rahatsızlığının oranını yükseltiyorlar. Sustukça şişiyor. Kıvranıp duruyor. Patlaması, sadece kendi bedenine zarar verir.
Şurası bir gerçek ; Kürtlere acı çektirenler mutlu olamıyorlar. Çektirdikleri acıların oluşturdukları korku yağmurları altında ıslanıyor, psikolojik sorunlarla kayalıklara doğru yuvarlanmaya devam ediyorlar. Uçurumların kenarlarında kendilerini bulan biz işkence kurbanlarından, sürgüne mahkum edilenlerden, vatan hasretini rüyalarıyla giderenlerden, yetim çocuklarını savaşın, göçmenliğin darbelerinden kurtarmaya çalışan annelerden de yardım dileniyorlar. Hangi koşullarda, hangi şartlarla, nasıl yardım edebiliriz ?
Pilot subay ; sığınma başvurusunda bulunduğu ülkenin sokaklarında aç günler geçiriyordu. Kaçak olarak trenlere biniyordu. Biraz içilmiş ve atılmış sıgara izmaritlerini yerlerden toplayarak içiyordu. Paris sokaklarında « clauchare » ları (evsiz barksız, alkol tutkunu, kir içindeki erkekler ) gördükçe kendisini  hatırlıyordum.
Ben bu savaş suçlusuna söz verdiğim gibi davrandım ve kimlik bilgilerini açıklamıyorum.
Bay  X  aileniz hangi sınıfa mensup?
X- Babam ilkokul mezunudur ve işçidir. Kürt ve Çerkez melezidir. Annem ise Laz dır. Çok  yoksul  bir aileden geliyor. Geçimini trenlerden düşen kömürleri toplayarak satan, bununla ekmek parası kazanan bir ailenin ferdi. Aile yoksulluk sınırlarının altında kalan bir bütçeye sahip. Annem, yoksulluktan dolayı okuyamıyor. 14 yaşın da ise babamla evlendiriliyor. Ben gecekondu da büyüdüm.
Harb okullarında ki askeri eğitimden bahseder misiniz? Halklara bakış !
X- Programa Kara Harb Okulu bölümlerine göre yer vermek, ayırmak gerekir. Orduda uzmanllaşma  ve askeri işbölümü esası mevcuttur. Askerin ideolojik  eğitimi; Atatürkçülük ilkelerini temel alan, ırk, ordu üstünlüğünü, yenilmezliğini bayraklaştıran bir anlayıştır. Örmegin her sınıfta öğrencilere; taktik istihbarat elektronik derslerinin yanısıra liderlik dersleri de verilir.
Çok üst düzey de Kara Harb Okulu yöneticilerinin katıldıkları haftalık toplantılarda yapılan üstünlük propagandası  aslında  psikolojik  savaşa  harzırlama amaçlıdır. Kara Harb Okulu öğrencileri sadece yönetim tarafından izin verilen pastane ve kahvelerde outurabilirler. Bazı subaylar öğrencileri takib ederler. Yani okul dışında da öğrenci gözetim altındadır. Bu izlenme, oturulabilinecek yerlere oturabilme de, eğitimin bir  parçasıdır. Öğrencisin bireysel iradesi tümüyle okul yönetimine teslim ediliyor. Edilmek zorunda. Öğrenci olarak çizilen çerçevenin içinde yaşamak zorundasınız.
Örneğin Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde okuyan ögrenciler solcudurlar. Bu üniversite de okuyan bayanlarla arkadaşlık yapamayız. Her öğrenci gözlemleniyor, izleniyor ve toplanılan bilgiler bir dosya da biriktiriliyor.  Hazırlanan dosya  7 bölümden oluşmakta. Askeri okul; beyin yıkama  yeridir, makinasıdır.
Halklara bakışa gelirsek; Birinci sınıfta  düşman kuvvetine örnek  olarak Rus Ordusu veriliyor. ABD, Rusya’ya düşmandır. T.C. ise NATO üyesidir ve ABD’nin müttefikidir. O halde ordumuz da Rusya ya karşı düşman  politikasi güdecektir. Öyle bir Rus düşmanlıgı yapılıyorki, öğrenciler öyle bir manipüle ediliyorlarki, biri sokakta “Ben Rus’um” dese, hiç düşünmeden, çekinmeden o kişiye saldırabilirsiniz.
Piyadeler ; İstanbul, Tuzla
Topcular ; Ankara, Polatlı topçu okuluna
Tankcılar ; Etimesgut
Muhabereler ; Ankara, Mamak
Jandarmalar ; Ankara, Güvercinlik
Personneller ; Konya
Levazım ve malıye; İstanbul  da, eğitilirler.
Havacılık  Okulunda  esas olarak  iki tip pilotluk var. Biri T37  T41 Dorner Cesna  Antonov gibi  uçak pilotlarını yetiştirir, diğeri helikopterler H.1 33. Sadece uçuş mantığını ögretir. Teknik bilgileri kısmen verirler. Teknisyenle birlikte uçulur. Teknik sorun olduğunda, teknik personnel müdahale eder. Öğrencinin toptan  101 saat uçuş yapması ve başarması gerekir.
Skorsky eğitimini 45 günlük süre için de aldım. Skorskiye termal kamera veya diğer parçalar takılıyor, monte ediliyor. Örneğin infraruj bir gözlüktür. Isı sistemine göre çalışır. Her skorsky de makineli tüfek var. Şeridin  uzunluğuna bağlı olarak kurşun takılır. Mitralyözü kullanma askeri teknisyenin görevidir. 1990 larda helikopterin uçuş saati 7.000- 8.000 euro tutardı.

Kürdistan’da görevlendirilmeniz?
X- Jandarma  Genel Komutanlığı, beni, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği Komutanlığı emrinde olmak üzere  Şırnak 23.ncü Jandarma Sınır Tugay Komutanlığına tayin etti. Görevli olarak verildiğim yere gittim. Eşim ise benimle gelemedi. Çocuklarımla birlikte ailesinin yanına gitti. Çünkü görevli olarak verildiğim bölge de savaş vardı.
Şırnak’a gitmeden önce uçakla Diyarbakır Asayiş Bölge Komutanlığı’na gittim. 7 kolordu Jandarma Hava Gurup Komutanlığında 30 yakın pilot vardı. Bunlar değişik birliklere hizmet eden pilotlardı. Diyarbakır’da yatacak yer bile bulamadım. Tayin dönemiydi. Çok sayı da kişi gelip, gidiyorlardı. Çok yoğun bir personel trafiği vardı. Kimileri uçak, kimileri helikopter bekliyorlardı. Şırnak’a gitmek için helikopter bekledim. Helikopterle, Şırnak’a, tugaya götürüldüm.
Benden önce görev yapan  subay ilkin bölgeyi, sonra da depoları, santrallerı, çevreyi  ve askeri yerleşim yerlerini bana tanıttı. Malzemeleri; muhabere telsizlerini, santralleri, TV ve bütün elektronik cihazları, radyoları teslim etti. Görevi bana teslim ederken de bazı nasihatlerde bulundu ;
“Tugay Komutanı Tuğgeneral Erdal Sipahi’ye dikkat et. Kendini koru. Laf yeme, ceza alma. Ortalıkta fazla görünme.”
Benim, Tuggeneral Erdal Sipahi  ile tanışmam çok  uyumsuz koşullarda oldu. Bir subay beni kendisiyle tanıştırdı. O, sadece uzaktan el sallayarak  “ Hoşgeldin” demekle yetindi.  Erdal Sipahi Uşak’lıydı. O, Tuğgeneral rütbesine sahipti. 1995 Ağustos’un da Şırnak’dan gitti. Benden önce de, benim dönemimde de operasyonları yönlendiriyordu. Her gün operasyon yapıyordu. Gidiliyordu, geliniyordu. O, subayları da hapse atardı. Diyelim yemekten geliyorsunuz, odanıza geçeceksiniz. Onunla karşılaştınız. Muhakkak bir şey söyler. Sinirleri bozulmuş, tikleri olan, sürekli vucuduyla uğraşan bir tipti.
Bir tugay da  20.000 den fazla asker vardı. Muhabere planı, birliklerin görüşmesini içerir. Tugay dan bölüğe kadar. Ben tugayın muhaberesinden de sorumluydum.
Subay ve astsubayların yerleri ayrı. Subaylar  ve astsubaylar lojmanda kalırlardı. Erler ise birliklerinde ve koğuşlarında. Ben, mubabere birlik komutanıydım. Mahiyetim de ; 100 er,  20 astsubay  vardı. Komutam altındaki erlere ve astsubaylara hak ettikleri cezaları verirdim. Örneğin izine gidipte, gelmeyenlere.
Muhabere de görevlendirilenlerden bir kısmı muhabere araçlarının kullanımını erlere öğretir. Bir kısmı  tuğayın ve bağlı birliklerin bütün muhabere cihazlarını onarır. Bir kesim kayıt tutar. Bir kesim de araçların kullanım durumlarını kontrol eder. Yıpranan, yenilenen.
Muhabere olayı; birliklerin birbirleriyle görüşebilmeleridir. Gizli bilgilerin alınıp, verilmesi, istihbarattır. Muhabere üzerinden gizli  bilgiler alınır, gönderilir. Yalnız ne gönderen, ne de alan muhabereci içeriği bilemez. Şifrelerle gönderme yapılır. Şifreyi gönderen de, alan da şifreye göre çalışır. Santraldaki de, telsizin başındaki de erdir. Şifreleri bilemez. Bir çok tip santral var.  Santralın başın da bir veya, iki er vardır. Aboneye göre  görevlendirme yapılır.
Ben görevde iken Marconni marka santrallar alınmıştı. Alınmıştı da, bunlarla iletişim yapılamıyordu. Pek çok deneme yaptık. Fakat iletişim olmuyordu. Örneğin deneme için  Diyarbakır Bölge Komutanlığı’nı aradım. Adana Jandarma  Bölge Komutanlığı’nı aradım. Sonra Hürriyet Gazetesinden Emin Çölaşan bu konuyu yazdı. Biri de  onun yazdığı makaleyi gazeteden koparıp Jandarma Genel Komutanlığına  faxlıyor. Yer yerinden oynadı. Bu işin Jandarma Genel Komutamlığındaki  sorumlusu   Hüseyin ….dir. Gazete küpürünü faxlayanı tahmin ediyor. Kaç kez aradıysa ilgili subayla görüştürmedim. Birliğe burada değil. Uludere’dedir, Silopi’dedir, diye atlatıyordum. Sonunda tutup bir binbaşı gönderdi.
JITEM?
X: JİTEM Jandarma Genel Komutanlığına bağlıydı. Jitem’i çok duydum. Sivil görevliler rahatlıkla tugaya gelip, gidiyorlardı. Bu kişiler sivil oldukları için geliş, gidişleri dikkatimi çekti. Düşündüm. Bunlar kimler? Köy korucuları mı? Cevap bulmaya çalıştım ve arkadaşlarıma sordum. Cevap ise şuydu; “Bunlar JİTEM’ciler.” Çok sık gelip, gidiyorlardı. Bu kişiler; telsizlerin parçalarını değiştirirken, parça alıp, verirlerken kendileri için; “Biz özel harekatçıyız”derlerdi. Kagıt üstünde, resmi belge de  JİTEM  yok. JİTEM de görevlendirilenler “Özel harekatçılar” olarak isimlendiriliyorlar. Bunlar; sivil kiyafetli, saçlı, sakallı subay ve astsubaylardan oluşmaktaydılar. Resmi işlemler, maaşlar  “ Özel Harekat” adı altın da kağıtlara işlenir. JİTEM görevlilerinin maaşları normal subaylardan fazladır.
Erol Albay şube müdürüydü. JİTEM mensupları şube müdürüyle görüşürlerdi. Bunların istemleri tugay komutanına yazılırdı. Tugay komutanı “olur” verirse, şube bölüğüne verilen emir geregi bölükte, JİTEM’ciler için istenileni yapardı.
Her subayla ilgili özel şahsi dosya tutulur. Örnegin görev verilen subayın zaafları, özellikleri tek, tek belirtilir. Yüz üzerinden not verilir. MİT’le, askeri istihbarat arasın da iletişim, bilgi alış-verişi var. Çünkü Jandarma Genel Komutanlığı İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır. Dolayısıyla ülke çapında MİT’in falliyetlerine bağlı olarak ordu içinde ayrıca  subaylardan oluşan gizli bir askeri istihbarat teşkilatı vardır. Bu, Genelkurmay Milli Güvenlik Kurulu, Milli Savunma Bakanlığı ve Özel Harp Dairesi kooordinasyonu denetiminde ordu eğilim ve yönelimini denetler.
Şırnak’da   Jandarma   Alayının kuruluşu çok mu farklı ?
X- Evet, çok farklı. Erler var. Levazım deposu.  Mümimmat cephesi. Bir sürü bölük var.  Bütün  Piyadeler   karacı oldukları halde,  Jandarma;  3.piyade  taburu, 1  tank taburu  ve bir de mekanize taburu bulunmakta. Bütün  Silopi (Girik ), Cizre (Cizira Botan), Şenoba (Helena-Sêgirkê), 5 taktik alay ve her alaya 20 tabur. Şırnak (Şirnex) nüfusundan çok daha fazla asker vardı. Normalde her personelin  kendisine  ait  zimmetli eşyası vardır. Olaganüstü Hal Bölgesi çok farklıdır.
Askeri yargılama
X- Eşya kaybolursa tutanak tutulur. Subaylar için sorun halledilir. Eğer eşyayı kaybeden erse fiyatını öder ve  askeri mahkeme de de yargılanır. Disiplin  subayı o kadar erin, subayın  disiplin  işlerine bakıyordu. Disiplin  cezası  7-8 günden,  2 aya kadardır. Disiplin subayı  savcı rolündedir. Suç işliyenin ifadesi alınır. Durumu Askeri Mahkeme Başkanı olan subaya  sunulur. İşlenen suçlar değişiktir. Nöbette  sigara içmiştir, içtimaya geç kalmıştır. Mahkeme  başkanı,  nöbette uyumaya  7 günden iki aya kadar ceza verirdi.
Görevlendirmeler
X- Asli görevim, muhabereydi…. Aynı zamanda  pilottum. Başka görevlerimde vardı. Ek görevler için ücret verilmiyordu. Sadece  uçuş pirimi alıyordum. Birlik içinde beni şaşırtan durum ise şuydu; her sabah toplantı da ; “ Dün ne oldu? Bugün ne olacak? Yarın ne olacak? Yarın için planlama  ne olacak? ” Ben yarın  ne olacağını bilemezdim. Bu toplantıya katılanlar;  tugay komutanı, kurmay başkanı, bütün şube  müdürleri ve bölük  komutanlarıydılar.
Operasyonlar
X- Örnegin bir gurubun yeri keşfedilmiştir. Ajan ihbarını tugay komutanlığına vermiştir. Tugay komutanlığı, Diyarbakır Aşayis Komutanlığı’ndan Korgenerali arar. Kimden ne bilgi almışsa iletir. Bundan sonra ilkin F-5 ilgili bölgeye gönderilir. Tur atılır. Alanı   kamerayla tesbit eder. Bilgileri F-4 ve merkez üsse bildirir.  F-4 kaldırılır ve F-5 lere eskort  yaptırılır. Hedefler gösterilir. Uçaklar alanı bombalar.
Kobralar savaş helikopterleridir. Görevleri bombalama, jet uçakları gibidirler. Attıkları roketler kobranın sistemidir. Bomba roket atar. Fakat tipini bilmiyorum. Ancak herhangi bir bomba da entegre edilebilinir. Havadan kobralar, karadan timler, havadan hava kuvvetleri uçakları görev yapar. Cobra da iki pilot olur. Birisi helikopter kullanırken, diğeri ateş açar. Ateşçidir.
Şırnak tugay da ki muhabere şube müdürü  planlamayı yapar, bildirir. Askeri taktik ve planlamaları kurmay başkanı ve kurmay subayları yönlendirirlerdi. Bilgi vermeme gereği duyarlarsa, sadece operasyon sabahı  gerekli bilgiyi verirlerdi. 20 assubay 100 er vardı. Bana, tugay  komutanı,  kurmay  başkanı  emir verirdi. Ben gittiğimde helikopter  hazırlanmış olurdu. Bana sadece koordinatlar  verilirdi. Skorsky 22 kişi alır. Gerektiğinde,  hava müsaitse daha fazla insan taşınır.Yaralı askerleri, korucuları hastanelere taşırdım. (Peki esir düşen gerilaları taşımıyor muydu? Söylemiyor.)
Hangi yoğunlukta  bir savaş yürütüyordunuz?
X- Yoğunluk demek, şiddet demektir. Orada orta yoğunlukta bir savaş var. Bir de bölgesel savaşlar var. Oradaki savaş orta yoğunlukta bir savaştır. Ama devletin bütün yoğunluğunu almıştır. Orta yoğunluktaki savaşta nerede  olay varsa, saldırı  orayadır. Türk Ordusu orta yoğunluktaki savaşı aştı. Toptan  savaş olduğu anlaşılırsa dünyaya rezil olacak. Bölgesel savaş olursa  da NATO’dan yardım alamaz.
Fiilen savaşın devamını isteyen kim? Ordunuz, Güney Kürdistan’a pek çok operasyonlar düzenledi. Özellikle  AKREP  Operasyonu 19 Mart 1995 de gerçekleştirildi. Sadece uluslararası hukuk çiğnenmedi,  savaş suçları da işlendi. Katıldığınız operasyonları anlatır mısınız?
 
X –  Devlet bu savaşın devamını istiyor. Yani T.C.Ordusu’nu yönetenler istiyorlar. Savaş; subaylar  için gelir kaynağıdır. Orgeneral  Aydın İlter Şırnak’a geldiğinde Olaganüstühal Bölge Valiliği’nin kaldırılması isteniyordu. Subaylar ne yaptılar biliyor musunuz? Şırnak’ta köy koruyucularını Cudi dağının eteklerine  gönderip, taciz ateşi açtırdılar. “Basıldık, terrörisler var.”  denildi. Basılma falan yoktu. OHAL bölgesindeki görevliler çift maaş alıyorlar. Bu gelirlerinden olmak istemiyorlar. Bundan dolayı da Aydın İlter Şırnak’dayken orada görevli subaylar Cudi eteklerinde silah attırdılar. Bu girişim OHAL’i devam ettirme amaçlıydı. Bu atışlar OHAL’in devamlılığını sağladı.
Şubat ayı içinde  Silopi’ye gittik. Bize “Cihazları,  erleri  alın  Silopi Alay Komutanlığına gidin. Yarın sabah orada olacaksınız.” Emri verildi.  Hazırlandık, taktik alay komutanlığına gittik. Yer gösterdiler. Tabur geldi. Her yerden Siirt (Seert), Mardin(Mêrdin) Komando taburu aynı frekanstla toplandı. Ben, bizi sınır ötesi operasyon için topladıklarından haberdar degildim.  Orada operasyon  hazırlığı yapıldı.
Bilemiyorsunuz. Bir kamyom hareket halindeyken  Silopi-Cizre(Cizira Botan)arasında yükledik. O anda anladım ki sınırötesine götürülüyoruz. Sınır, 19 Mart gecesi sabah 3 te geçildi. Silopi (Gırık), Habur (Xabur), Zaho(Zaxo). Zaho’ya girildi. Darkar Ajam’a varıldı. Topçular  yerleştirildi. Bir mahşer yeri. Gel de irtibatları sağla! Topçu bölüğünün irtibatı sağlandı. Bizi Okula yerleştirdiler.
1
Bay X in kendi el cizimi ile yer belirlemesi
2
Sındi boğazının girişinde herhalde bir gurup vardı. Topçu, atış yaptı. Top, gümbürtüyle yanımıza düştü. Hepimiz çil yavrusu gibi dağıldık. Birlikle irtibat sağlandı. İlk gün timler dağıldılar. Her tim de 11 kişi bulunuyordu. Timler dönmeye başladılar. Her tim yöre halkından 10-15 kişiyi beraberinde getiriyordu. Bunlar sorguya, işkenceye alınıyorlardı. Allahın her günü gözleri baglı insanlar getiriliyorlardı. Eli tutan insanları toplayıp  sorgu odalarına tıkıyorlardı. Kocalarını aramaya gelen kadınlar, babalarını soran çocuklar.
Bu arada Anadolu’dan Görünüm ekibi de oraya getirildi. Programı yapan Gündüz Aktan’mıydı, neydi ? Adını unuttum. O, ekibiyle birlikte gelip, orada çekimler yaptı.  Köye  elektrik aktardık ve köy de kalındı.
F-16 Sindi boğazını bombaladı. Akrep operasyonu süresi içinde her gün bombalama yapıldı. Hedefler gösteriliyor. Uçaklar bombalıyor. Yerleştirildiğimiz okulun alt tarafında akarsu mevcuttu. Okulun girişinin solundaki odaya paşalar oturdular. Koridorun bir tarafındaki bahçe tuvalet olarak kullanılıyordu. Bahçeyi döndüm. Önüme çıkan odayı muhabere odası olarak aldım. İstihbaratçı binbaşı Ziya Batur’u ararken işkence yapılan büyük salona girdim. Ziya Batur çizmeleri giymişti. Salonun altı suyla doldurulduğundan işkenceciler çizme giymişlerdi. 5, 6 sivilden herbirinin yanında bir kaç işkenceci bulunmaktaydı.
Ziya Batur bir masanın kenarında oturmuştu. Beni görünce bağırmaya başladı. “Çık, hemen çık. Burada ne arıyorsun.” Bu şekil de işkence yapılan salonu görmüş oldum. İstihbarata bakan şube müdürü bu kurmay binbaşıydı. Ziya Batur’un örtülü ödeneği vardı. Yerel insanlardan jandarmayla işbirliği yapanlara, istihbari bilgi verenlere bu örtülü ödenekten dağıtım yapardı.
Biz temizlenmek için yakındaki akarsuya giriyorduk. Ben de gusül abdesti adeti vardır. Ne zaman kendimi öyle his etsem akarsuya yıkanmaya giderdim. Akarsuyu gece tuvalet olarakta kullanıyorduk. Gece okuldan, dereye kadar ilerlerken, cesetlere basıyorduk. Ayaklarımız işkencede öldürülen kişilerin cesetlerine takılıyordu. Ben kusmak istiyordum. Akarsuda cesetler görür ve ürperirdim. Askerler akarsuya gitmeye korkarlardı. Çünkü onlarda benim gördüklerimi görüyorlardı.
O ara “Özel kuvvetler” denen bir tabur geldi. Bunlar özel seçilmis subay, astsubaylardı. Hergün gidip, geliyorlardı. Bir gün yaklaşık bir çuval dolarla geri döndüler. Nereden, kimden, nasıl alındı? Kaynağını bilmiyorum. Ayrıca beni ilgilendirmiyordu. O. K., köyde  arama tarama yapıldığından  söz etti. Orada para birimi olarak dinar vardı. Sıgara almak için para istedim. Bana dollar verildi. Bu şekil de sigara alabildim. Rütbeler ve apoletler sökülmüştü. Her önüne gelen muhabere  birimine giremezdi.
 “Özel kuvvetler” mensubu Hayati Bilgin özel timdi. Tokat’lıydı. Assubay üstçavuştu. Uzmançavuş Kürşat’da aynı ekiptendi.  4-5 astsubay vardı ki bunlar sıra dışı idiler. Herkesin bir görevi vardı. Bunlar ise “çok özel tim” olarak adlandırıyorlardı. Normalde her personelin bağlı olduğu mali bir birim vardı. Bizlerinki belliydi. Bu ekip, bu farklılığıyla da dikkat çekti. Maaş Astsubay Hayati, Uzmançavuş Kürşat…olarak gelirdi. Normal personel 3.000 alıyorsa, onlar 5.000 alıyorlardı. Bu ekipte yer alanlar doğrudan Erdal Sipahi’ye bağlıydılar. Bütün emirleri Erdal Sipahi’den alırlardı. Bu bilgileri aktarıyorum. Altına imza atmaya da hazırım.
Her birimden bir nöbetçi subayın olur. O, o birimden sorumludur. Her akşam bir subaya nöbetçi amirliği nöbeti yazılırdı. Yani bütün nöbetçilerin başı. Ben de o gece nöbetçiydim. O akşam ben sıgara içmek için bahçeye çıktım. Hayati Bilgin’i gördüm. Baktım uflayıp, puflayıp duruyor. Hayati nedir, bir şey mi var? Dedim.
Komutanım boş ver”  dedi.
Kendisine, gel bizim çocuklar çay, kahve yapmışlardır. Birlikte içelim teklifinde bulundum. Benle geldi. Kendisini aldım, muhabere odasına götürdüm. Rahat olmadığı, sıkıntıda olduğu belliydi. Ona, Hayati nedir, niye sıkıntıdasın? Sorularını yöneltim.
“Komutanım artık korkuyorum
Hayati neden korkuyorsun? Korkmanı gerektirecek ne var? Önce konuşmak istemedi.
Komutanım boşver
Ben üsteledim. Ya ne var? Çekiniyorum, ürperiyorum desen anlarım. Korkmanı gerektiren ne var? Paşanın kıçında olan bir adamsın! Benim gibi 24 saat azara, fırçaya maruz kalan biri değilsin. Senin ağzından çıkan, paşanın ağzından çıkmış, paşanın emriymiş gibi kabul görüyor. Hayati Bilgin, paşanın en has adamısın!
Komutanım iş bildiğin gibi değil.”
Tugayda, Hayati Bilgin konuştuğunda, bir şey istediğinde talebi ciddiye alınır, istek derhal yerine getirilirdi. Ben üstelemeye devam ettim. Bilmediğimiz nedir? Bildiğimiz bir bok yok. Bunun üzerine konuşmaya başladı.
Komutanım çıkıp termal kameraya bakalım.”
Birlikte okulun üstüne çıktık. Ordaki askeri görevli termal kamerayla köyün bayanlarını gözetliyordu. Kendisine kızdık. Yeniden aşağı indik.
Komutanım sen hiç insan öldürdün mü?”
Kendisine, bizzat bilerek, isteyerek, hedef alarak kimseyi öldürmedim. İnsan, askeri malzeme taşıdım.  Bunlar ölüme hizmet ettiler, dedim.
Komutanım birini mi, yoksa birilerini mi diyorsun?”
Hayati, senin durumunu tahmin ediyorduk. Nedir işin aslı?
“ Komutanım çatışmalar dışında  54 kelle aldım.
Hayati, 54 kelle neyin nesi?
Paşa birinden gıcık kapardı. “İndirin” derdi. Gider indirirdik. Paşa duyum alırdı. Falanca adam, Şırnak’ın bir köylüsü, PKK’ye yardım ediyor.”
Paşa “İndirin” emrini verdimi gider indirirdik.”
Daha fazla üstelemedim ve nereye varacak bu iş? Sonu neresi?
Korkuyorum. Beni götürürler.”
Hadi canım sen de. Paşa’nın koruması ve bir numaralı adamısın! Seni de mi götürecekler?
Yok komutanım, bildiğin gibi değil. Çok şey biliyorum.”
Böyle ayrıldık birbirimizden. Hayati Bilgin iki gün sonra Şırnak mahalli erkek giysiler içinde okulun önüne getirildi!
Hayati Bilgin öldü mü? Öldürüldü mü? Kendisini kullananlar mı ölüm fermanını yazmışlardı ve çalışma arkadaşlarına mı öldürttüler?
X- Hayati ve Murat  bir yere gitmişlerdi. Öğle  vakti telsiz sesi geldi. Baktım Murat’ın sesi.
Ben hafif, Hayati ağır yaralı. Ambulans gelsin.”
Konuşulanları duyunca yemek yemeyi bıraktım. Dışarı fırladım. Ambulans yola çıkarıldı. Hayati’ye koştular. Döndürülen araçta birileri vardı. Herkes Hayati’yle ilgilendi. Kimler yanındaydı? Hatırlayamıyorum. Hayati’ nin mahiyetindekiler ağlamaya başladılar.
Komutanımız gitti, öldü.”
Hayati Bilgin’inin nişanlısı da Şırnak devlet hastanesinde hemşireydi.
Erol Sipahi içerden çıktı; “ İntikamı alınacak. Beni tanıyor musunuz?”
Yani ben eserim, öldürürüm, mahvederim…..
Ben muhabereye gittim. Şırnak tugaya mesaj çektim. Hayati’nin öldürüldüğünü bildirdim.
Hayati’nini görev arkadaşı Murat serçe parmağının kenarından, yakından ateşle yaralıydı. Hayati ise kalbinden vurulmuştu! Doktor geldi ve kontrolu yaptı.
Silah çok yakından sıkılmış. Deri yanmış.”
Belirlemesinde bulundu. Mermi kor halindeyken, yani sıcakken Hayati’nin kalbine girmişti. Bu demekti ki Hayati yakınında duran birileri tarafından vurulmuştu!   Mart 1995’di. Saldırıyı gören yok. Görgü tanığı yok! Ama her iki “çok özel tim”den biri ölmüştü. Her ikisi de yakın mesafeden atışa hedef olmuşlardı!  Hayati Bilgin ekibiyle ilgili bilgileri iki gün önce bana anlatmıştı. E.Sipahi’nin emirlerini yerine getirdiğini vurgulamıştı.
Hayati 26-27 yaşlarında ve çok güzel kürtçe konuşurdu. Tokat kürdü müydü? bilmiyorum. Tip olarakta kürtlere benziyordu.? Şırnakta, şırnaklılar gibi giyinirdi. Paşa kendisine “Falanca mal müdürü PKK’ye yardım ediyorSorgulayın” emrini verdiğinde, O, sorgulamaya götürüyor. Sorgulamaya gidene ne oluyordu? Bunu Hayati biliyordu. Uzmançavuş Mustafa da aynı ekiptendi.
Hayati Bilgin, çatışmalar hariç 54 kelleyi nasıl aldı? İple mi boğdu? Kafayı mı kesti? Bilemiyorum. Zaten olacağı buydu. Kendisi de sonunu tahmin etmeye başlamıştı. Hayati Bilgin, Murat onların komutanıydı. Murat ve Hayati araçlardan indirildiklerinde şırnaklı erkeklerin giydikleri şal-şapık denilen elbiselerin içindeydiler. Bölge de bu elbiseleri giyiyorlardı.
Gerçek neydi biliyor musunuz? Bu “çok özel tim”ler insan kaybetmede, öldürme de kullanılıyorlar. Çok fazla bilgi sahibi oldukları için de tehlikeli görülüyorlar. Görev yerleri değiştiğinde, farklı komutanlarla çalışmaya başlıyorlar. Bunları insan öldürmede görevlendiren birim, tanık istemedigi için, görevlendirdiğini öldürüyor. Hayati 54 can almış, suç işlemiş bir insandı. Kendisine emir verenlerde bu suçlardan sorumluydular. Şırnak’da Erdal Sipahi bütün işlerini Hayati Bilgin’e yaptırdı. Sonuçta da temizletti.
Ben doktor kontrolundan sonra şu inanca vardım; Murat, Hayati’yi temizlemesi için görevlendirildi. Murat, Hayati’yi çok yakından, kalbinden vurup öldürdükten sonra, bizleri inandırmak için de kendi, kendisinin ayak parmağının kenarına da sıktı. O da yaralıydı! Verilen görev buydu!
Hayati’nini öldürülmesinden sonra Murat, Kürşat’la birlikte – yine uzun, ince, gıcık, Tokatlı biri – paşanın yakın koruması oldular. Paşa, tuvalete gitse bunlar kıçında. Paşa nereye gitse, onlar oraya. Paşa odasında. Bunlar da gece çıkar ve illegal işler (görevler) yaparlardı. G-3, kaleşinkof taşırlardı.
Devletin Murat’a, Tokat’ta ev aldığı, maddi olarak desteklediği, onun Hayati Bilgin’i vurduğu yayıldı. Murat, Şırnak’da görevini bitirip gittikten sonra, araba kazasıyla öldürüldü. Murat’ın öldürülmesini de kendisini tanıyan biri bana anlattı.
Hayati, Büyük Birlik Partisi üyesiydi. Hayati ve arkadaşları aldıkları maaşın % 80 inini Büyük Birlik Partisi’ne gönderirlerdi. İşin tuhafı bu “Çok Özel Tim”de yer alanların hepsi Büyük Birlik Partili ve Tokatlıydılar. Hayati’nini cenazesini Tokat’a köyüne götüren arkadaşla konuştum. Bana “ Hayati’nin köyünün, köylülerinin Şırnak’daki bir köyden, köylülerden farkları yok. Yoksul insalar.” Bilgisini verdi.
Jitem                        Köy koruyucuları                         Timler
Komando                                                                       Özel eğitim
Timler;
A- Tümü subaylardan oluşmakta. Binbaşılar ve üst rütbeliler.
B- Subaylar, teğmenler, astsubaylar karışık.
C- Astsubaylar ve uzman çavuşlar.
D-Köy korucuları
Taşıdıkları silahlar; G-3 piyade tüfegi, kanas, doçka, bixi, kalaşinkof.
Biz bir ay orada kaldık. Gözleri bağlı getirilen insanlara işkence yapılıyordu. Bizimkiler kuzeyden, Saddam ise güneyden bu insanlara şiddet uyguluyorlardı. İşkence  yapanlar, sivil kıyafetli askeri ekiplerdiler. Köy koruyucuları da vardı. Aslında dağda yakalanmış bir gerilla bile yoktu. Yakalanan işkenceye yatırılan Zaxo’lu kürtlerdiler. Koskoca General Erdal Sipahi kendisi işkence odalarındaki insanları döverdi, işkence yapardı.
Birgün Beytülşebab’a gittik. Orada Sipahi’yi karşılamak için sıraya girmiş olanlardan PTT müdürünü E.Sipahi yumruklamaya başladı. Telefon telleri, birileri tarafından kesilmiş. 50 km.lik hat. PTT müdürü ne yapabilirki?
Erdal Sipahi; 180 boyunda. Kır saçlı, mavi gözlü acımasız bir insandı. Durmadan ellerini,   yüzünü yolan biriydi. Kendisini gören ordu mensubu yolunu değiştirirdi. Eşi Şırnak’ta değildi. Paşa, akrep operasyon süresinde okulun altındaki suya girip, çıktı. Üç beş bin kişi sadece paşayı koruyorlardı. E.Sipahi, Şırnak’dan, Ankara’ya verildi. Özel harp dairesinin bir bölümünde başkan olarak görevlendirildiğini duydum.
Strajik yeri olan köylerin bombalanmasına, yakılmasına kim karar veriyordu?
X- Tugay komutanı emir verir. Şırnak tugay komutanı, Diyarbakır Bölge Aşayiş Komutanlığından, O, da Jandarma Genel  Komutanlığından  emir alır.
Yakılan köyler; Taşdelen, Işıkdere, Yoğurtçular, Cevizli….Görümlü de hala insanlar vardı. Şırnak’a gittim. Çevre de hiç bir yerleşim merkezi yoktu. Hiç bir insan yok. Köyler darmadağan edilmiş. Havadan kobralar, karadan timler. Havadan hava kuvvetleri, uçaklar……
1990- Yazinda evleri yakilan Avyan(Dereler) köylüleri kil
çadirlarda kalmaya basladilar.
Evleri yakilan çocuklar. Kendilerini ziyaret eden IHD heyeti mensuplarina,
gazetecilere korkuyla, endiseyle bakiyorlar. Her yabanci korkuyu çagristirmakta.
1990 Avyan(Dereler) köyünden 8 çocuklu dul anne Fatim Kartal. Kendilerine yapilanlari basin mensuplarina-IHD heyetine anlattigi için evi yakildi. Çocuklariyla birlikte bir ahirda yasamaya basladi. Askerler ahirida yaktilar. O, onurlu, korkusuz, direngen kürd anlarindan biriydi.
1992 Siirt-Pervari-Erkent köyünden Sözdar. Açlik ve çocuk olmak.
Köyü yakildi. Yakinlari Adana`ya yerlestiler. 3 yasindayken de öldü.
Niçin hayvanlar öldürüldü. Tarlalar, bağlar yakıldı ?
X- Şunun söyliyeyim. Bir birimi eyleme gönderiyorlar. Bunun özü göt korkusudur. O birim, hayvandan bile korkuyor. Çünkü hayvanın sağ kalması aynı zamanda oradaki Kürdün beslenmesidir.
1992 Siirt-Eruh ve Dargeçit arasinda askerlerce mayinlara basan hayvanlar ve
kopmus ayaklar.
Kiçan asiretinden çocuklar.  Bu asiret mensuplari kisi Cizre ovalarinda
(Cizira Botan) yazi Van yaylalarinda geciriyorlardi. Yaylaya çikislari yasaklandi.
Savaşın jandarma Şırnak Tugay Komutanlığı’na bağlı personel, asker üzerindeki etkileri nelerdi?
X- Özellikle Şırnak’da  her hafta  intihar  vardı. İntiharla, kendini öldürme arasındaki fark; intiharda beden dağılıyor. Yani çözülen  beden içteki yapıyı olduğu gibi dışa veriyor. Bazan çıldıranlar oluyordu. Subay, astsubay, er. Askeri savcı konuyla ilgiliydi.
Bazan yaralı olan askeri günlerce gerillanın hakim olduğu alandan alamıyorduk. Gitme imkanı doğduğunda da, gidip bakıyordum ki kokmuş, kemiklere kurt girmiş, et çürümüş. Berbat bir koku. Çok kötü. Ben bu görüntülerden dolayı et, salçalı yemek yemez oldum. Masaya oturduğunda sanki kurtlanmış ceset karşımda, koku da burun deliklerimde.
Kürdistan’da bulunduğunuz dönem de kürd savaşçılar tarafından kaç helikopter düşürüldü?
X- Merkez Ankara ve Diyarbakır’dır. Başka yerlerse varlarsa, bilmiyorum. Şırnak’ta merkez üs yoktu. Diyarbakır’dan gelip, giderler. Şırnak’da sürekli 2 adet bulunurdu. Devlet “Helikopter düşürüldü.” demez. “Düştü”der.
1995 yazında PKK’lılar Diyarbakır kırsalında bir silahlı scorsky helikopterimizi düşürdüler. İçinde 5-6 pilot vardı.  Skorsky yeni alınmıştı. “Bir skorskye silah bağlansa, kobra gibi kullanılsa sonuç nasıl olur?” amacıyla, deneme uçuşuna çıkarılmıştı. “Pilot hatası sonucu düştü”denildi. Oysa PKK’lılar roketle vurmuşlardı. Skorsky savaş helikopteri değildir. Manevrası bir kobra gibi değil. Bir nevi kamyon diyebilirsin. Taşıma da kullanılıyor. Kaç helikopter düşürüldü? Bilmiyorum.
İnsanlara yaklaşım
X- Vatandaş tugaya gelirdi. Kimilerine son derece kibar, kimilerine ise hayvan muamelesi yapılırdı. Var, yok, it muamelesi, bağırma, çağırma, aşağılama, hakaret….
F-16 uçakları Sindi boğazını bombaladı ben gördüm. Her gün bombalıyorlardı. 25 gün süreyle bombaladılar. Söylediklerine göre F-16 uçaklarının kordinatları var. İki uçağa kordineli hedef gösteriliyor. Bunlarda bombalayıp, dönüyorlar. Akrep oresyonu oldu. Yüzlerce operasyon yapıldı. Ben birine tanık oldum. Demekki diğerleri öyleydi. Bizim bildiğimiz sadece Şırnak.
Çatışmayı üst sürer. Bölgedeki vatandaşları sıkıştırır. Timler olay sonrası harekete geçer. Türkiye Ordusu yenilgisini kabul etmez. Kendisini yenen gurubu ve halkı ortadan kaldırmayı amaçlar. Akrep operasyonunda eli tutan kesimleri toplayıp işkence de öldürdüler. Bundan dolayı geceleri  yürürken cesetlerin üstlerine bastığımız olurdu. Şırnak’da ise insanlar sorgu merkezlerine getiriliyorlardı. İşkence ediliyorlardı.
Kayıplar 
X- Hemen hemen her gün vatandaştan gelenler olur. « Oğlum, kızım tıgaya getirildi. Haber alamıyoruz. Kendisiyle ilgili bilgi verin. Haber yok. » derlerdi. Hergün 10-15 kişi sadece bilgi almak için gelirdi. Onlara da muhakak şiddet uygulanıyordu. Ben bizzat görmedim. Bilgi almak için başvuruda bulunanlar bir yere götürülüyorlardı.
Tugay için de çok sayı da bina, oda vardı. Karanlık, ışık olmayan odalar. Buraların hangi amaçla kullanıldığını ilgili kişi bilebilir. O odalar belirli amaçlar için kullanılıyorlardı. Durduk yere yapılmamışlardı. Bilgi alma başvurusunda bulunanlar bir tarafa yöneltiliyorlardı. O odalara mı götürülüyorlardı ? Bilemiyorum. Vatandaşa niye geldin ? Niye bekliyorsun ? diyorum. Yakınlarını aradıklarını söylüyorlardı.
Yoğurtçular(Heştêyan) köyüyle tugayın-Cizre’den gelip, milli karakolu, Şenoba (Helena-Sêgirkê) yönüne gidiyor- önünden geçen yol arasında  bir çöplük var. Orada zaman zaman cesetler bulunurdu. Köpekler, ceset parçalarını tugayın oraya kadar getirirlerdi. Ben kendim bir ayak kemiği gördüm. Çöplükte ceset bulunduğu ordu mensupları tarafından söyleniyordu. Ben oraya gittigimde de o çöplük vardı. Yoğurtçular (Heştêyan) köyünün üst tarafında boş bir yere çöp dökülmeye başlanmıştı. Tugay nizamiyesi dış kapısından çıkınca o çöplük görülüyor.  Orada sürekli öldürülmüş insan cesetleri bulunduğu söyleniyordu. Demek ki Hayati Bilgin’de indirip-yani insanları öldürüp- cesetleri oraya atıyordu. Hayati’nin ağzı çok sıkıydı.
Bütün frekanslar muhaberede düzenlenir. Erol Albay muhabere şube müdürüydü. Hayati Bilgin gelir «  Komutanım, biz bu telsizin frekanslarının değiştirilmesini istiyoruz. »
Erol Albay «  Hayati, bu telsizin frekansının değiştirilmesi benim yetkim de değil. Ankara’dan ayarlanıp, gönderiliyor. Ben bunu değiştiremem. Sen de bu telsizi kullanamazsın. »
Hayati Bilgin sıradışı oldugu için, özel hazırlanmış telsiz de bu astsubay üstçavuş üniformalı kişinin, Hayati’nin elindeydi.  Şırnak’da, binbaşı telsiz bulamıyor. Hayati ise görünen rütbede zurnanın son deliği. Ama telsizde onun elinde.
Hayati « Benim telsizime Şenoba, Ortaköy, Cizre, vs…. frekanslarını yükle. »
Erol Albay «  Sen Şırnak merkezin adamısın. Benim senin  istediğin frekansları yükleyebilmem için, senin oralarda görevli olman gerekir. »
Hayati « Paşamı arayın. O, size söyler. »
Erdal Sipahi aranırdı.
E.Sipahi «  Hayati ne istiyorsa yapın. » emrini verirdi. Biz de yapardık. Hayati hep şifa çalışıyordu. Yani kesinlikle yazılı emir verilmezdi. Sözlü emirle bizlere herşey yaptırılırdı. Bir durum olsa, emirle telsizde değişim yapıldığını ıspatlayamazdık. Hayati Bilgin ve arkadaşlarının çalışmaları şifaiydi.
Çok sayı da esir alınan Kürdün helikopterlerden aşağıya atıldıklarını biliyoruz. Sizin kullandığınız helikopterden kaç kişi atıldı ? Sayabildiniz mi ? Tepkiniz ne oluyordu ?
X- Benim başıma gelmedi. (Gelmemesi mümkün değil. Çatışma bölgelerine, bölgelerinden sadece malzeme değil insan da taşıyordu. Anlatmak istemedi.) Atılmaları arkadaşlarımdan duydum. Çatışmalarda yaralı ele geçirdikleri kürdleri helikopterlerden atıyorlar. 400-500 metre, 1000-1500 fit yükseklikten bırakıyorlar. Bu yükseklikten atılan, yere düşünce paramparça olur. Ya skorsky den ya da UH-1 den atıyorlar. (Kendisi skorsky pilotu)
Yapan kişi ne yaptığını direkt söylemez. Yüzlerce defa bu durum duyuldu. Gizli tutuluyor. Çünkü yapanlar suçlu duruma düşüp, yargılanmaktan korkuyorlar. Ele malzeme vermek istemiyorlar. Olay olduğunda –yani helikopterden insan atıldığında – söylentisi yayılıyor. Yapan olayı gizliyor. O anda helikopterde olan tanıklardan en az biri durumu taburdakilerden kendisine yakın bulduğuna anlatıyor. Kobradan insan atmak mümkün değil. 18 ayını dolduran er veya yedek subay gidişine yakın tanık olduğu şeyleri yumurtlamaya başlıyor. Bu şekilde gelişmeler, yaşanılanlar, yapılanlar duyuluyor.
(Kendisine Şırnaklı yaşlı bir kürdün helikopterden atılmasını sorduğumda « Ne zaman ? Bilmiyorum » dedi. Adamın vucudunu, göbegine kadar inen beyaz sakallarını tarif edince de tuhaflaştı. Yüzünü döndü. Demek ki Kalê Newroz (Sofi Ehmed) kendisinin kullandığı skorskiden aşağıya atılmıştı. )
1993 – Temmuzu, Zele-Güney Kürdistan. Sofi Ehmed (Kalê Newroz).
Sirnak da helikopterden atilmak suretiyle öldürüldü.
Psikolojik savaş ve dezenformasyon-bilgisizlendirme-yalan haber yayma konusun da bildikleriniz ?
X- Normal de bir çatışma olur. Onlarca asker ölür. O kadar da yaralı olur. Gerila kaybı genel de çok daha azdır. Bakarsın haberlerde tam tersi bir durum haber olarak verilir. Ölen kişilerin yakınlarına yalan söyleniliyor. Uşaklı adam ikizceye getirilip, çatıştırılıyor. 2 ay sonra cesedi yakınlarına gönderiliyor. Adam kayadan düşmüştür. Ailesine gerçek söylenmez. Şehit ilan edilir. Hafta da 6-7, hemen hergün bir intihar olurdu. Niye bilmiyorum ? Stresmi, korku mu, ortam mı ? Ya hemen her gün ölüm oluyordu. Askerin şehit konumuna sokulmayanına bir şey verildiğini sanmıyorum. Halbuki adam savaş bölgesine getirilmese, köyünde kalsa yaşam tutkusun kaybedipde intihar etmez. Onu ölüme gönderenler, kendisini savaş ortamında asker edenlerdirler.
 
PKK gerilalarının giydikleri kıyafetle, yerli halkın giydigi elbiselerle yapılan katliamlar ? Kaç kez tanık oldunuz ? Taşıdınız ?
Bu timler, subat, astsubay, uzman, yani kesinlikle rütbeli kişilerden oluşuyorlar. Bunlar, gerilla elbiseleri giyip, gidip katliam yapıyorlardı. Kesinlikle er kullanılmıyor. Çünkü adam terhis olduğunda gidip yapılanları anlatır.
Tanık olduğum katliam ; Harekat Şube Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay Kadir Ali Esener bana « Skorskye bin. Yolcu hazır…kordinata gideceksin. » emrini verdi. Helikopter pistine gittim. Birden şaşkınlık geçirdim. Bu ne ya ?! dedim. Her zaman tugay içinde üniformalı gördüğüm tiplerde vardı. Onun üzerindeydiler. Gerila elbiseleri giymiş ve skorskinin içinde oturuyorlardı. Sıradışı bir görevdi. Yoksa kesinlikle yolcu listesi verilirdi. Liste verilmedi ! Teknisyen isimleri yazılır. Yazılmamıştı. Olaganüstü görev olduğu için liste hazırlatılmamıştı. Biz iki pilottuk. Çok olaganüstü durumda tek pilot olur. Gittiğimde kaptan pilotta hazırdı. Tuhaf bir ismi vardı. Cahit, Cevahir veaya Mücahit. Unuttum. Kendisiyle sağ da, sol da karşılaşırdık. Onunla ilk ve tek uçuştu. Gece kordinatla ve infraruj gözlükle gittik. Tahminim Taşdelen, Sarıziyaret, Ballı tarafıydı. İndik.
« Siz gidin. Kalmayın, kalmayınız. » denildi.
Biz, onları yere indirp, döndük. 1994 veya 95 sonbaharı olmalı. Hava serindi. Ellerindeki silahlar G-3 piyade tüfegi olamaz. Muhakak kaleşinkoftu. İz bırakmak istemiyorlardı. Tugay da, kahvaltı salonun da Tv vardı. Sabahleyin televizyon da haber verilmiş. Haberleri dinleyen çalışma arkadaşlarım « Duydun mu ? PKK köy basmış. Katliam yapmış. » dediler. Diyemiyorsunki, arkadaş o timleri ben oraya götürdüm. Benim taşıdıklarım bu katliamı yaptılar.
O timler nasıl geri döndüler ? Bilemiyorum. Tahminim onlar üs bölgesine çekildiler. Tabi ki o bölge askeri görevlilerinin de durumdan haberleri vardı. Ses çıkarılmadı. Ben ordu kıyafetli timleri defalarca taşıdım. (Burada hıçkırarak ağlamaya başladı) Şunu bilmenizi istiyorum ; ben bu bilgiyi ilk kez birine veriyorum, açıklıyorum. Kime ? Eşime mi, çocuklarıma mı, kardeşlerime mi, kaynanama mı anlatacaktım ?
Peki ya ölülere ve dirilere yapılan tecavüzler ? 
X- Ben bizzat görmedim. Tugay da, gerilla bayanlardan sağ veya ölü yakaladıklarına tecavüz ettiklerini anlatıyorlardı. « Falanaca yerde terörist bayanlar yakalandı. Bütün tim üzerlerinden geçti. Ölüye de yapıldı. » Rütbeli de yapar, asker de. Çok rahatlıkla yaparlar. Vucutları çok güzelmişde, kokuyorlarmış. Sürekli dağda kalmaktan dolayı koku oluşmuş. Yapan « Ben yaptım » der mi ?  Adam başkası tecavüz etmiş gibi anlatıyor.
Anons ; «  Falanac üs bölgesinde bir grup terörist ele geçti. »
Cevap « Alın, gelin. »
Gidip piste iniyorsunuz. Yakalananları bindiriyorlar. Yolcuyu alıp, kalkışa geçiyorsunuz. Pilotsun. Yakalananla direkt bağın olmuyor. İtmeler, kakmalar, horlamalar, bağırmalar. Esir görüntüsü ortada ve siz de esir taşıyorsunuz. Geriye dönüp bakmanız ya da aynadan izlemeniz gerekiyor. Yakalanan kişi günlerce arazide kalmış. Toz toprak içinde. Bağlanmış ve itilip, kakılarak helikoptere bindiriliyor. Yakalananları tugay da mutfağın üst tarafındaki sorgu merkezine götürüyorlardı.
Yakalananı sorgu merkezine götüreni görüyorsun. Rütbe yok. Yaş ileri. Üstündeki tehcizat mükemmel. Kim olduğunu bilemezsin. Polislerde tugaya gelip gidiyorlardı. Şırnak’da personelin % 20 si başka yerlerdeydiler ama maaşlarını da alıyorlardı. Kim kime dum duma. Bir adam elinde telsiz ve dolanıyor. Kimdir ? Görevi nedir ? Bilemiyorsun. Tugayda personelide izliyorlardı. Kesinlikle güvenilmez. Sürekli şüpheyle bakılır.
Yaralı PKK lıların hastanede tedavi edilmedikleri söyleniyordu. Ben de yaralıları taşıdım. Taşıdığım yaralılara ne yapıldı ? Akibetleri ne oldu ? Bilmiyorum. Onları sorgu merkezine götürüyorlardı. Girdikleri görülüyordu da, ama çıktıklarını gören olmuyordu. Duymadık ki bir aileye « Çocuğunuzu yaralı ele geçirdik. Gelin alın. » Ya da «  Çocuğunuz yaralı ele geçti ve öldü. Gelip ölüsünü alın. » densin. Atıyorlar bir dereye. İzler yok ediliyor….
Peki ya  haber kaynaklarına ya da itirafçı yaptıklarına nasıl davranıyorlardı ?
X- İtirafçılara kesinlikle güvenilmez. Bir Memed vardı. Agit vardı. Onları hangi vaatlerle kandırdılar ? Bilmiyorum. Ya Agit nerede ? sorusunu sorduğumda, bana verilen cevap « Mayına bastı ve öldü. » oldu. Bu insanlar kullanılıyorlar ve sonuçta da öldürülüyorlar. Bu kesin. Her bir itirafçı kaybolunca, görünmeyince « Çatışmada öldü. » deniliyordu.
Yerli halkın içinde muhbirler vardı. Jandarmaya bilgi veriyorlardı. Örneğin adam çobandır. Bakıyorsun tin, tin geldi. Haber getirdi. « Şu saate, şurada bir gurup gerilla geçti. » haberini ulaştırıyor. Tugayda da kendisine verdiği bilgi karşılığında para veriliyor, pohpohlanıyor. Adam paraya tenezül ediyor ve ihbarda bulunuyor. Bir yıl bitmeden bu salağın cesedi de Yoğurtçular çöplüğünde bulunurdu. Yerli bilgi toplayıcılar da öldürülüyorlardı. Sadece çok özel tim, personnel değil.
Anladığım bu işlerde kullanılan, zaten bunun için-yani suç işlemek için- görevlendiriliyor. Bunlar şuçtur dediğiniz vakit bir faili meçhule gidersiniz. Vatan hainliğiyle suçlanıp, askeri mahkeme önünde yarğılanırsınız.
 
Aşiretleri birbirleriyle kavgalı hale getirme Osmanlı politikasıdır. Bu gün de işlerliğini yitirmiş değil. Şırnak ta hangi aşiretleri, bireyleri birbirleriyle kavgalı hale getirdiler ?
X- Ordu mensupları, planlı-proğramlı çalışmalarla Kürd aşiret mensuplarını birbirleriyle kavgali hale getiriyor, birbirlerine düşürüyorlardı. Bizzat ordu mensubu kişiler, muhbirler Kürd aşiret bireyleri  arasında çatışma zeminini oluşturmaları için görevlendiriliyorlardı. Bu muhbirler farklı Kürd aşiret bireyleri arasında çatışması yaratacak şeyler söylüyorlardı, yayıyorlardı. Başarılıydılarda. Şahit oldum. Bu muhbirlerin çalışmaları sonucu bir ara Uysallarla, Tatarlar birbirlerine husumet duymaya başladılar. « Ordu bir nifak soktu. » söylentisi Şırnak’ta yayıldı. Tatarlar, köy koruyuculuğunu kabul etmişlerdi. Tatarlar köy koruyuculuğunu kabul ederlerken, Aşiret konfederasyonunun başında bulunan Uysallar köy koruyuculuğunu kabul etmemişlerdi. Karşı karşıya getirilmelerinin temel nedeni buydu.
Şırnak 1992. Newroz 1992’de jet uçaklarının, mermilerin sesleri, insanların çığlıkları halen kulaklarımda. Beni telefonla arayıp, durumu anlatan insanlarımızın feryatlarını unutamıyorum. Özellikle yurtsever insanların evleri hedef alındı. 100den fazla insanımız öldürüldü. Ağustos 1992’de aynı şekilde. İnsanlar, hayvanlar, bütün canlılar hedef alınarak tarandılar. İnsanlar, evleriyle birlikte yakıldılar. Maddi ve manevi açıdan tahrip çok fazlaydı. Olaganüstü Hal Bölge Valisi de Ünal Erkan’dı. Şırnak’ı mahveden devletti. Basında ise ERNK gerilalarının şehri bastıkları yazıldı. Gazeteci olarak halkla ilk ilişkiyi kuran, gerçek haberleri alan bendim. Ben ilk bilgileri BBC ye ve Kürd basınına vermiştim. O dönem de İstanbul’da basılan günlük kürt gazetesi de aynen devletin istediği manşeti atmıştı. « Gerila şehri bastı. » Oysa basan kontur-gerillaydı. Derin devletti. Gerila değildi. Sorgu merkezlerinden cesetler çıkarıldı. Çocuklarının cesetlerini gören analar çıldırdılar.
1990- IHD Siirt subesine durumlarini, kendilerine yapilanlari anlatan
Xesxêr-Bervari köylüleri. Devlet güçlerince evleri yakildi. Köyden
göçe zorlandilar. Adana`ya yerlesmek zorunda kaldilar.
 
 
X- Ağustos 1992’de Şırnak haritadan silinmişti. Posta müdürü Abdullah Bey bana « Camiyi hedef almamışlardı. Şırnak halkı İslam-Şafii’dir. İdil’de Hiristiyanlar varlar. » demişti. Şırnak merkez de kurşun değmeyen, çatısı uçmayan ev kalmamıştı. Roket atılan evler belliydi.
Benim dönemim de Kemal Acun adlı bir vali vardı. Bu Trabzon meniyet Müdürlüğü’nden Şırnak valiliğine getirildi.İki lafı biraraya getiremezdi. Bir kolu takmaydı. Şırnak’da bombalanmayan yer yoktu. Türkiye biz kürdlerin haklarını tanıdık desin. Ne olacak o kadar mayın ? Her yer mayın. Yıllarca o yerlerde mayınlama yapıldı. Etraf mayınlı. Patlamayan bombalar var.  Türkiye orayı zehirleyerek, yok ederek gider. Türkiyenin mayınladığı bu yerler ancak 50 yıl içinde temizlenebilinir.
 
Kurmay subay nedir ?
X- Bunlar sınava-sicili çok iyi olacak. Sicili iyi olmanın birinci şartı yalakalıktır. Beceriye, yeteneğe bakılmaz- tabi tutuyorlar. Hakkı olan kurmay olamıyor. Canavar gibi insanlar elendiler. Yalakalar seçildiler. Seçilenler, İstanbul’da Harb Akademisi’nde 2 yıl özel eğitim görüyorlar. Üstegmen veya yüzbaşıyken sınava girilir. Binbaşı ve sonrası giremez.
Fethi binbaşı da bu sınavı kazanıyor. Kendisi istihkamcıydı. Gidiyor ve eğitimi görünce 3,5 ay sonra okulunu bırakıyor. Kurmay  sınavını kazananlara verilen eğitimde «  Siz insan üstüsünüz. Diğer subaylardan, insanlardan, herkesten üstünsünüz. » deniyor. Akademiden mezun olan da kendisini insan üstü görmeye başlıyor.
 
Birlik de görev yaptıklarınız
X- Erdal Sipahi ; d