Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün faşist planlarını boşa çıkarmak, ancak “kendin olmakla” mümkün


Image result for erdogan bahceli
                        Erdoğan, Yıldırım ve Bahçeli Beştepe buluştu

Cemal Şerik

Kısmi Anayasa değişikliği üzerine TBMM’inde yapılan görüşmelerin tamamlanması ve yapılan oylamalarla birlikte yapılan bu “değişiklik önergelerinin” kabul edilmesi ardından, Türkiye’nin gündemi yeniden belirlenmiş oldu. Şimdi Türkiye’de kamuoyu ve siyasal çevreler, Nisan ayında gerçekleşecek olan bu kısmi “Anayasa Değişiklik Referandumunu” tartışmaktadır.

Türkiye’de bir iktidar, rejim ve anayasa sorununun olduğu açıktır. Bugün Türkiye’de bunu kabul etmeyen de nerdeyse yok gibidir. O nedenle de Türkiye’de iktidar, rejim ve anayasa sorunlarının gündemde yer alması ve tartışma konusu olmasının yadırganacak bir yanı yoktur. Özelliklede bu 12 Eylül 1980 Askeri faşist darbesini gerçekleştiren faşist cuntacı generaller tarafından hazırlatılan bir anayasa olunca bunun tartışılması bile anlamsız bir hal almaktadır.

Ancak bugün Türkiye’de gündeme giren ve tartışma konusu olan anayasa değişikliği 12 Eylül Askeri Faşist darbesini gerçekleştiren cuntacı generallerin hazırlattıkları anayasanın değiştirilerek, yerine toplumsal bir konsensüse dayalı olarak oluşturulan bir anayasa değişikliği değildir. Aksine cuntacılar tarafından hazırlanan bu faşist anayasanın güncelleştirilerek, var olan boşlukları doldurmaya yönelik bir amaç taşımaktadır. Bir nevi kendini restore etmek isteyen sömürgeci faşist rejiminin bunu anayasa zemininde tamamlama arayışını ifade etmektedir.

Onun içindir ki, bu gerçekliğin bilinci ile yürütülmekte olan anayasa tartışmalarını ele almak ve buna göre de “kendin olarak” bir tutum belirlemek, en doğru olan bir yaklaşım olarak belirginlik kazanmaktadır. Bu aynı zamanda referandum öncesinde “12 Eylül anayasasına karşıtlık”, yada “tarafgirlik” ekseninde yürütülecek ve objektif olarak bunlar etrafında bir taraf haline gelinmesine neden olacak olan demagojik tartışmaların önüne geçeceği gibi, doğru devrimci tutumun ne olması gerektiğinin de bir göstergesi olacaktır.

Fakat bu gerçeklik “bu sorun iktidar güçlerinin kendi aralarındaki bir çatışmayı ifade ediyor diyerek”, kendini, Nisan ayında gerçekleşecek olan kısmi anayasa değişiklik referandumunun nedenlerinin tartışılması dışında tutmak anlamına da gelmemektedir. Aksine daha fazla ilgili olmayı, topluma doğru olanı anlatarak mal etmeyi ve devrimci demokrasi güçlerinin; özgürlük ve demokrasi mücadelelerini yükseltmelerinde bir araç haline getirmeyi kılmaktadır.

Sosyalist, devrimci, demokratik ve özgürlükçü güçlerin Türkiye’de Nisan ayında gerçekleşecek olan kısmi, “anayasa değişiklik referandumunda” böyle bir görevle karşı karşıya oldukları açıktır. Ancak burada bunun nasıl gerçekleştirileceği, çözümlenmesi gereken bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Sosyalist, devrimci, demokratik ve özgürlükçü güçlerin yaşadıkları handikapta burada başlamaktadır.

Anayasa Değişikliği ile Erdoğan-Bahçeli Diktatörlüğü Meşrulaştırmak İstenilmektedir

Image result for erdogan bahceli

Kuşkusuz Nisan ayında gerçekleşecek olan referandumda “evet”, “hayır” ya da “boykot” seçeneklerine en kaba haliyle bir yaklaşım gösterilmesi mümkün değildir. Bunlardan her hangi bir seçeneğin benimsenmesi halinde ortaya çıkaracağı sonuçlarında hesaplanması gerekmektedir. Sadece buda değildir. “Benimsenen tercih kendini ne kadar pratikleştirebilecektir” bunun güvencesinin de sağlanması ve sonuçlarının da hesaplanması ve göze alınması gerekmektedir. Belki de Nisan ayında gerçekleşecek olan “referandumda” en fazla gözetilmesi gereken hususların başında da bu gerçeklik yer almaktadır. Çünkü bu gerçekleşmezse, istenildiği kadar doğru analizler yapılarak, sonuçlara ulaşılsın ve bunlar ikna edici söylemlere dönüşsün, bunların pratikte bir değeri olmaz. Aksine egemen/iktidar güçlerinin kendilerini meşrulaştırmalarında kullandıkları bir araç olmaktan da, öteye gitmez. Bunun örnekleri de bulunmaktadır.

Türkiye’de bir demokrasinin varlığından, işleyişinden bahsetmek mümkün değildir. 1970’lerin başlarında Türkiye’deki sosyalist, aydın çevrelerin bir ironi olarak kullandıkları “cici demokrasi” den bile bahsetmenin olanağı yoktur. Adı dışında rafa kaldırılmıştır ve üzeri de katman katman toz kaplamıştır.

Böylesi bir ortamda Türkiye’de Nisan ayında bir “referandum” gerçekleştirilecektir. Buna karşı bir önlem alınmadan, hangi iradenin sandığa damgasını vuracağını önceden görmekte o kadar zor değildir. AKP-MHP ortaklığında ifadesini bulan Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğü daha TBMM’inde anayasa tartışmaları başlamadan önce kendilerine göre bunun “önlemlerini” de almış bulunmaktadır.

Türkiye’de AKP-MHP-BBP’i ortaklığında ifadesini bulan ve buna Kürdistan’da Hizbi Kontra artıklarının da eklendiği çok yaygın bir şekilde paramiliter sivil- faşist oluşumlar içerisine girildiği, bunların olası bir iç savaşa göre örgütlendirildiği, konumlandırıldığı, silahlandırıldığı ve bunlara da en son olarak Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından camilerde örgütlendirilen gençlik yapılanmalarının eklendiği bilinmektedir.

Bu paramiliter faşist güçler, çok açık bir şekilde Nisan ayında gerçekleşecek olan referandum öncesinde “Hayır” kampanyası yürütenlerin çalışmalarını engellemek için kullanılacaklardır. Hatta meydanları, sokakları bunlar doldurulacaktır. Bunlara seçim sonuçları açıklanana kadar sokaklarda, meydanlarda “nöbet eylemleri” yaptırılacaktır. Bu konuda bunlar örgütlendirilerek, tecrübe sahibi haline de getirilmişlerdir. 15 Temmuz 2016 günü ve sonrasında, hatta daha öncesinde Kürt düşmanlığı temelinde geliştirilen ırkçı faşist saldırılarda, Gezi Parkı direnişleri ve seçim süreçlerinde HDP’ye karşı yürütülen saldırı kampanyalarında bu gerçeklik çok net bir şekilde açığa çıkmıştır.

Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğü bugün fiilen devlete hakim bir hale gelmiş bulunmaktadır. “Anayasa referandumu” ile de bunu meşrulaştırmak istemektedir. Kendi dışında olan, ondan farklı düşünen ve de yaşam tarzına sahip olanları devlet kurum ve kuruluşlarından tasfiye ederek yargıyı ve yasamayı kontrolünde tutan, polisinden- askerine, bürokrasinin en tepede olanından en alttaki devlet memuruna, işçisine varıncaya kadar kendini devlet içerisinde konumlandıran bir gücün devlet imkanlarını seçimlerde en cömert bir şekilde kullanacağı gerçeğini hiçbir kimse inkar edemez. Referandumda “seçim güvenliğini” sağlayacak, sandıkların başında “oyları kullandıracak”, kullanılan oyları “tasnif ederek, sayacak” yine ortaya çıkacak sonuçları hukuki olarak karara bağlayacak olanlarda bunlardan başkası olmayacaktır.

Böylece Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğü kendilerini sokağa, sandığa hakim bir şekilde örgütlendirdikleri, her şeyin hükümetin çıkardığı Kanun Hükmünde Kararnamelere, Valilerin ve Kaymakamların emir ve talimatlarına göre belirlendiği Olağanüstü Hal Kanunun geçerli olduğu koşullarda bir referandum gerçekleştirerek, hedefine ulaşmak istemektedir.

Teorik Belirlemelerin Nasıl Pratikleştirileceğinin Yol ve Yöntemleri de Ortaya Konulabilmelidir

Bunlar bugün Türkiye’nin somut gerçeklikleridir. Eğer normal demokratik normlara göre bir referandumdan bahsedilecekse,  Türkiye’de var olan böylesi koşullarda gerçekleşecek olan referandumun demokratik olacağını sanmakta bir o kadar yanılgı ve kendini aldatmak anlamına gelecektir. Fakat bu, Türkiye’de seçim olamayacağını, olması halinde de sosyalist, devrimci, demokrat ve özgürlükçü güçlerin buna seyirci kalacakları anlamına gelmez. Aksine toplumun aleyhine olan, sömürgeci faşist diktatörlüğün kendini daha fazla güçlendirmesine olanak sağlayacak her türlü çaba ve girişim karşısında olmayı görev olarak kabul etmelerini bir gereklilik haline getirir.

Nisan ayında gerçekleşeceği açıklanan “referandumu” da böylesi bir yaklaşımla ele almak gerekmektedir. Bu gerçekliğe rağmen, “referandum” üzerine nasıl bir tutum içerisinde olunmasına gerektiğine dair değerlendirmeler ve Özgürlük ve Demokrasi Hareketinin içerisinde de yer aldığı güçlere çağrılar yapılmaktadır. Bunlar içerisinde doğru ve katılınması gereken görüşlerde vardır. “Referandumda” Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün kazanması halinde ortaya çıkacak olan siyasal tablo ve bunun Türkiye toplumuna neler kaybettireceği, bunlar  arasında yer almaktadır. Bir saptama olarak “perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir” misali bunların doğru olmadığını söylemenin de olanağı yoktur. Ama bu değerlendirmeler nasıl sonuca ulaştırılacaktır. Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün uygulamaya koymak istediği plan  “pratikte nasıl engellenecektir?” yada “tersine çevrilecektir?” sorularına verilen cevaplarla da tamamlanabilmelidir. Yoksa yapılan değerlendirmelerin bir saptama olmaktan öte bir anlamı kalmayacaktır.

Erdoğan- Bahçeli diktatörlüğü için var olan anayasanın ve devletin hukuksal işleyişinin bir önemi yoktur. Sorun kendi çıkarları olunca bunların “bir teferruat” olduğunu kendileri de itiraf etmektedirler. Bugün devlet imkanlarını kullanarak yaptıklarının, adını kullandıkları o devletin hukuku ve anayasası ile bile bir alakasının olmadığı gerçekliği de bunu doğrulamaktadır. OHAL nedeniyle “hayır” kampanyası yürütenlerin, her türlü gösteri ve eylemlerini yasaklayacaklardır. Buna rağmen sokağa, meydanlara çıkan afiş, pankart asan, bildiri dağıtan, gösteri yapan olduğu zamanda sivil-faşist paramiliter güçlerini, devletin resmi görevlilerini, polislerini, mahkemelerini devreye sokacaklardır. Oyların kullanıldığı sandıkların başına da kendi belirledikleri görevlileri atayarak, kullanılan oylar üzerinde her türlü tahribatı yapacaklar ve tasarruf gerçekleştireceklerdir.

Türkiye’deki sosyalist, devrimci, demokrat ve özgürlükçü güçlerin yapmış oldukları o analizler ve çağrılarla birlikte, pratiği ilgilendiren ve “referandumun” sonucu belirleyecek olan, Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün bu yönelimlerinin nasıl aşılarak, birer engel olmaktan çıkarılabileceğine dair olan görüşleri de sunmaları gerekmektedir.

Güçlerini Birleştirme ve Birlikte Mücadele Kürdistan ve Türkiye Toplumlarının Güvencesidir

Özgürlük ve Demokrasi Hareketinin, ülkesinde yürüttüğü mücadele ile birlikte Türkiye toplumunu ilgilendiren her konuda ne kadar duyarlı olduğu pratikte defalarca ispatlanmıştır. 7 Haziran, 1 Kasım seçimlerinde bunlar görülmüştür. Kürdistan’da sömürgeci soykırımcı saldırıların çok yoğun bir şekilde yaşandığı, Belediye Eş Başkanları ve Meclis üyeleri tutuklanarak halkın iradesine el konulduğu, demokratik siyaset kanallarının kapatıldığı, derneklerin, sendikaların, sivil toplum kurumlarının ve basın-yayın organlarının kapılarına kilit vurulduğu, aydınından- akademisyenine, gazetecisinden –yazarına, siyasetçisinden- sendikacısına, Belediye Eş Başkanlarından- Milletvekillerine- parti Genel Eş Başkanlarına varıncaya kadar on binlerce insanın zindanlara alındığı koşullarda bile, gösterdiği bu duyarlılıkların gereklerini yerine getirmeye de devam etmektedir.

Özgürlük ve Demokrasi Hareketi örgütlü olduğu, kendini savunduğu ve Kürdistan toplumunun temsilini gerçekleştirdiği için bunu başarabilmektedir. Nisan ayında gerçekleşecek olan “referandumda” Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün yapmış olduğu hesapların bozulması ve tersine çevrilmesi de buna bağlıdır. Kürdistan ve Türkiye toplumları da; birlikte, kendi aralarında örgütlenerek, meydanlarda- sokaklarda- mahallerde kendilerini savunarak, kampanyalarını bunlara dayandırarak, oylarını kullandıkları sandıkların başlarında durarak, güvence altına alarak, kendi iradelerini savunarak bunu başarmış olacaklardır.

Yakın geçmişte yaşanan Gambia pratiği ortadır. 23 yıldır Gambia’yı yöneten faşist diktatör Yahya Jammeh  yapılan seçimlerde kaybettiği koltuğu ilan ettiği Olağanüstü Hal ile terk etmek istememiş. Fakat en son ülkeyi terk edip kaçmak zorunda kalmıştır.  Dünyanın farklı ülkelerinde de buna benzer başka örneklerde yaşanmıştır. Hatta bu örnekler arasında iktidar koltuğunu kaybeden diktatörü oturduğu koltukta tutmak için, muhafızları tarafından gerçekleştirilen darbeler bile bulunmaktadır. 7 Haziran seçimlerinde iktidar koltuğunu kaybetmesine rağmen AKP iktidarını korumaya devam etmesi de bir darbe ile sağlanmıştır. Unutulmamalı ki, 7 Haziran sonrasında AKP-Erdoğan diktatörlüğünün gerçekleştirdiği faşist darbeye karşı Kürdistan’da gerçekleşen Öz Yönetim Direnişleri ile karşılık verilmiş ve halkın iradesine sahip çıkılmıştır

Nisan’da gerçekleşeceği açıklanan kısmi “anayasa değişikliği” için yapılacak “referandumda” belirlenecek olan tavırda, bu esaslar üzerinden olabilmelidir. Buda Kürdistan ve Türkiye toplumlarının, onların sosyalist, devrimci, demokrat ve özgürlük güçlerinin AKP-MHP ortaklığında ifadesini bulan Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğüne karşı birleşik, devrimci demokratik örgütlenmesini, ortaklığını ve demokratik eylemliliğini geliştirmesiyle mümkündür. Yoksa Demir Küçük Küçükaydın’ın sosyal Medyadaki sitesinde dile getirerek ard arda sıraladıklarının Özgürlük ve Demokrasi Hareketi tarafından yerine getirmesiyle ilgili değildir. Birçok konuda analizlerde bulunulabilir, değerlendirmeler yapılabilir ve bunların hepsi de tartışılabilir. Ama, toplum(ların)un geleceği söz konusu oldu mu, bunların dışında yapılması gerekenlerde vardır. Bunların başında söylenenlerin, herkesten yapılması istenilenlerin sorumluluğunu üstlenebilme ve bunun gücünü gösterebilmek gelmektedir. Eğer bir şeyler söyleniyor ve konuşuluyorsa ardından ortaya çıkan sonuçlar üstlenilmiyorsa yada öyle bir güç gösterilerek bunun hesabı verilmiyorsa, o söylenenlerinde bir söz olmaktan öteye gitmeyeceği de bilinmelidir.

Bugüne kadar Özgürlük ve Demokrasi Hareketinin söylediği sözlerin gereklerini yerine getirdiği ve yaptıklarının sorumluğunu üstlendiği herkes tarafından kabul edilen bir gerçekliktir. Özgürlük ve Demokrasi Hareketine bu gücü verende, onun bir ilkeler hareketi olması, örgütlenmesi, düşünsel ve eylem birliği/tutarlığı, yaratmış olduğu değerler sistemi ve halkı ile birlikte olması gerçekliği olmaktadır. Bu sadece Kürdistan toplumunun değil, Türkiye toplumunun da güvencesidir. Her konuda olduğu gibi, Nisan ayında gerçekleşecek olan “Anayasa Referandumunun” da bir güvencesidir. Ve hiçbir kimse de Özgürlük ve Demokrasi Hareketinden Kürdistan ve Türkiye toplumlarını böyle bir güvenceden mahrum bırakmasını ne istemeli nede beklemelidir.

Webmaster Sitesi All RightsReserved.2017/2013.JANKALAN is a global news agencydo not copyContent on this website is for general information purposes only. Your comments are provided by your own free will and you take sole responsibility for any direct or indirect liability. You hereby provide us with an irrevocable, unlimited, and global license for no consideration to use, reuse, delete or publish comments, in accordance with Community Rules& Guidelines and Tems and  .Conditions

Bu internet sitesinde yer alan tasarımların, metinlerin, görsel çalışmaların, html kodlarının, bilgilerin ve malzemelerin, görsel unsurların ve bunların düzenlenmelerindeki telif hakkı,  jankalan’a aittir. İzinsiz kullanıldığı tespit edildiği takdirde jankalan zararın karşılanması için hukuki yollara başvurma hakkını derhal kullanır
Yukarıda yazılı hüküm ve hukuki ilişkilerin uygulanmasından doğabilecek uyuşmazlıkların çözümünde İstanbul ve  Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkili kılınmıştır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır